Anıl Çelik: Barmaid

jack daniels

Burası da zihnim gibi: Basık ve loş. Dirseklerimi barın tezgâhına dayamış, Sobieski ve Jack Daniels şişelerinin ardındaki geniş aynaya yansıyanları izliyorum. İlk olarak, rujla parlatılmış körpe dudaklardan tüten sigara dumanları ilgimi çekiyor. Salınarak yükselen, özgürce yayılan, yavaşça silikleşen ve sinsice yok olan dişil dumanlar bunlar. Barın lambalarından kopan ölgün ışıklarla raks ediyorlar. Sarı, mavi ve yeşil ışıklarla. Bu sünepe ışık huzmeleriyle oynaşıyor, ulu orta sarmaş dolaş oluveriyorlar. Anlaşılan fonda çalan Adagio’yla hiçbir ilgileri yok. Aslında ben de ilgisizim. Hâlbuki geçmişte Albinoni’nin bu meşhur bestesini, insanlığa yakılmış en güçlü ağıt olması gerekçesiyle iliklerimle dinlerdim. Bu sefer odaklanamadığımdan, hakkını veremiyorum. Dikkatimi dağıtan şey, buraya oturduğum ilk anda arka masalardan sıyrılıp gelerek karşımdaki aynaya konan ıpıslak bir Fransız öpücüğü. Ona bu titreten yalnızlığımla şahit oldum ya, Albinoni’deki entelektüel huzursuzluğun cehenneme kadar yolu var artık. “Hey, Barmaid! Ben barınızdan fışkıran ölgün bir ışık huzmesiyim. Fakat şu an aydınlatmakta olduğum boşlukta oynaşıp raks edebileceğim hiçbir sigara dumanı yok. Bu durumuma tercüman olabilecek ucuz ve ilkel bir arabesk müzik çalar mısınız lütfen?.. Ayrıca cebimdeki üç kuruş “HAYIR!” dese de, Bayan Daniels’ın oğlu Jack’in dostluğuna ihtiyacım var… Hem Jack D. bir Fransız öpücüğü tecrübesi yaşatamayacak olsa da, dudaklarımı ıslatabilir, değil mi, Barmaid?”

Bu kızın burun delikleri fazla yukarıda. Bir şeyleri bıkıp usanmadan, aralıksız kokluyor sanıyorsun. Biraz önce bütün bedenimi kokladıktan sonra ellerimin arasına dördüncü yerli biramı tutuşturdu. Tavırları o kadar otomat ve duygusuz ki, şu sandalyede oturan takım elbiseli hergele belindeki bıçağı şimdi boğazıma taksa, ancak siparişi gelen içkileri servis ettikten sonra polisi aramayı düşünür. E, haklı… Bir domuz olduğumu ilk bakışta anladığından olacak, hak ettiğim şekilde ilgisiz ve soğuk davranıyor. “Aslında hiç de kötü biri değilim Barmaid. Bazen yalancıyım, buna engel olamadığımdan. Hem Cemil bana, ‘Senin gibilerle aynı dünyada yaşamak, tiksinç bir şey!’ demedi hiç. Cemil her şeyi layıkıyla bilir, o böyle düşünmedikten sonra, siz nasıl düşünürsünüz?.. Cemil’in kafasının derinliği, sizinki gibi iki parmak değildir. O film artistleri ve polisiye romanlarıyla ilgilenmiyor… Cemil bazı geceler göz kırpmadan bir tek yıldıza saatlerce bakar durur. Öylece bakar da, bilirim ki kafasında dünyaları çarpıştırır… Siz bunu yapabilir misiniz? Mesela siz, Albinoni’nin Adagio’sunu boğazınızda koca bir yumrukla, ağlayarak dinleyebilir misiniz, Barmaid? Dar sınırlı algılarınız, basit varoluş düzeyiniz ve kalbinizde kamufle ettiğiniz katı bencilliğiniz bunu yapabilmenize engel olurdu. Bir yazarın şu cümlesine yaslanmıyor olsam, sizin gibilere tahammül etmem mümkün değil: ‘Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karmaşık bir ruha maliktir!’”

Barmaid’in titrek bir sesle “Hesabını öde ve git buradan, kibirli domuz!” dediğini hatırlıyorum, hayal meyal. Bir yanılgı mıydı? Eğer bunu söylemişse, kokuşmuş ruhumu dinlemiş demektir. Utanç verici… Kendimden nefret ederek parayı tezgâha bıraktım. Bardan çıkarken beynim zonkluyordu… Ben, gerçekten kibirli bir domuz muydum? E öyle olsam Cemil bana “Sen kibirli, lanet, yola gelmez bir domuzsun…” derdi. Cemil böyle düşünmüyorsa, bu Barmaid’e de ne oluyor?

 

Advertisements

Ne yazsam

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s