Metin Çalışkan: Neriman Hanım’ın Kapı Gibi Oğlu, Şangır Şungur Gökyüzü

 

nice-kitchen-bad-mls-photos

 

“Seni afişte seni…” mutfaktan bağırış çağırışlar geliyordu. Büyük ihtimalle, annem ablamla kavga ediyordu. Oturma odasından çıkmalıydım. Amacım annemin ablam üzerindeki psikolojik, fiziksel, sosyal darbelerini gözlerim, kulağım, zihnim ve ruhumla ölçmek değildi. Odadan ayrılmakdaki niyetim büyük bir söylem yanlışını düzeltmekti. Acele etmeliydim. Annemin yaptığı hata şimdiden neleri etkilemişti acaba? Panik yüzünden elim ayağıma dolanmıştı. Mutfağa ulaşana dek sağ dizimi çekyata, sol dirseğimi kapıya, geçmişimi ise portmantoya çarpmıştım. Portmantoda asılı duran lise ceketimi görünce içlenmiştim tabii.

Çığlıklar sürüyordu. Ablam pek karşılık vermiyordu fakat tam manasıyla sinip, geri adım attığı da söylenemezdi.

Mutfak girişindeydim. Fazladan bir adım atmam imkansızdı Ufacık mutfağımız üç kişinin toplanabileceği bir alan değildi. Bulaşık makinesi, mutfak dolapları, mutfak dolaplarında yığınla tabak, bir adet orta boy çöp bidonu, sıvası dökülen duvarlar, on dördüncü yüzyıldan kalma izlenimi uyandıran ocak, kişiliksiz bir buzdolabı (doğru dürüst soğuttuğunu bilmem), haykıran annem, ağlayan ablam.

“Seni afişte seni… Sen kalk Neriman’ın kapı gibi oğlunu bırak tuhafiyede çalışan o sünepeyle…”  diye tiradını sürdürüyordu annem.

“Afişte değil…” dedim nihayet, sesim titreyerek. İrkilerek bana döndüler.

“Aşifte denir anne, aşifte. Afişte olsa olsa reklamcıların aralarında yaptığı kötü bir espridir.”

Konuşmam sona erdiğinde izlediğim sahne dondu. Tüm mutfak, annem, annemin ablama doğru inen terliği, musluktan bulaşıklara damlayan su bir saniyeliğine hareketsizleşti. Sahne tekrar oynatıldığında ise devinimler hızlandı. Büyüleyiciydi. Bir şeyler kaçırdığımı hissediyordum. Aniden görsel bir sıçramaya tanıklık ettim. Önünde durduğum dış kapı açıktı. Ablam çoktan apartmana doğru kaçmış, annem de peşinden gitmişti. Ne yapacağımı bilmiyordum. Mutfaktan gelen nohut kokusu da düşünmemi engelliyordu. Bayılırdım nohuta, bir de pilav, yanına da bir kuru soğan.

Zor bir tercihle evden çıktım. Apartmanda gezinen fareleri düşünerek dış kapıyı ardımdan çektim. Tahta kapımız yumuşakça kapandı. Annemle ablam birbirlerinin peşi sıra üst kattan iniyordu. Ablamın ağzı kanıyordu. Annem bir yandan ağlıyor bir yandan da özür diliyordu.

“Sırf mutlu ol diye.” dedi annem kısık sesle.

Annem ablam için, apartmanın en üst katında on iki numarada oturan Neriman Hanım’ın oğlu Suat’ı uygun bulmuştu. Neriman Hanım’ın hali vakti yerindeydi. Oğlunun bir dediğini iki etmezdi. Seneye üniversiteyi bitirip avukat olacak Suat’ın ise ablamı sevdiğini bilmeyen yoktu ama ablam…

Ablam şu dünyaya fazlaydı. Hep böyle düşünürdüm. Ona göre herkes, birbirini mutlu edebilecek tüm insanlar, ruh eşleri, sadece bazılarımızın görebildiği rengarenk ipliklerle birbirlerine bağlıydılar. Ablam bu iplikleri görebiliyordu. Kendi ipliğini takip ettiğinde tuhafiye dükkanı sahibi Ethem Efendi’nin oğlu Cemal’e ulaşmıştı. Büyük şans çünkü ablam göre araya giren yanlış insanlar, yanlış zamanda, yanlış mekanda bulunmalar, ya da aldatmalar sayesinde iplikler dolanabileceğine inanıyordu. Böyle olunca da iki olasılık vardı. Ya insan aşktan umudunu keser ve iplikler boşa düşerdi. Öylece cansız, ucu kopuk asfalta dökülürlerdi. Ya da iplikler dolanır dolanır, insanın doğru zamanı doğru kişinin avuçlarında bulmasına ömrü yetmezdi.

Annem ablamın ipliklerinden bihaber onun Cemal’e aşkını öğrendiğinde öfkeden deliye dönmüştü. O da hayallerinin erkeğiyle evlenmişti zamanında. Onu anlayan, mutlu edebilecek, aşkttan tutuşmasını sağlayacak babamla. Çok geçmeden hayalleri yerini hayal kırıklıklarına hayal kırıklıkları da yerini boşvermişliğe bırakmıştı. Annem ablamın aynı hatayı yapmasını istemiyordu. Böyle düşünen annem bir de rengarenk iplikler teorisini duysa sanırım ablamı bir kibrit kutusuna sıkıştırır, bir kibrit çakar, yanan kibriti ablamın yaşadığı kutuya, diğer kibritlerin üzerine atardı.

Ben, ablam, annem kapımızın önündeydik.

“Hadi geçin içeri.” dedi annem. Aç kapıyı, diyerek beni işaret etti.

Anahtar… Anahtarı almamıştım o koşuşturmacada. Anneme nasıl söyleyeceğimi kurarken ikinci dünya kıyameti koptu.

“Afişte ablanın akılsız kardeşi. Ocakta yemek var, yangın çıkacak yangın. Mutfağım, evim…”

Annemin söylenmeleri şahsiyetimden sekip gidiyordu. Anahtar sanırım kapının arkasındaydı. Bu saatte çilingir filan bulamazdık. Akşam onu geçiyordu. Yangın çıkıp çıkamayacağını kestiremiyordum.

Annem bana doğru darbeler savururken ablam araya girdi. O sıra kapı otomatiğinin sesi duyuldu. Suat gelmişti. Demek dersi bu saate dek sürmüştü.

Bizi görünce neler olduğunu sordu, annem bir bir anlattı. Suat, annemin özenli övgüler saklayan sözlerini de yedirdiği uzunca bir paragraf dinledi. Gözleri ablamdaydı. Ah be Suat hepsi ipliklerle alakalı, zorlamanın alemi yok diye geçiyordu içimden.

“Mürüvvet Abla, siz söyle uzaklaşın biraz.” dedi Suat.

Üçüncü sınıf erotik romanlar yazan, ellilerindeki karşı komşumuzun da bunca gürültü canına tak demiş olacak ki kapısını araladı. Ara sıra konuşurduk onunla. Edebiyattan, sinemadan bahsederdik. En sevdiği kitabın Dorian Gray’in Portresi en sevdiği filmse Dorian Gray olduğunu biliyordum.

Aslında aklında hep nitelikli eserler yazmak istiyordu. Şiir, öykü güçlü çalışmalar. Yeteneği de vardı. Yayınlanmayan bazı yazılarını, kitap taslaklarını okutmuştu bana. Yeterince iyiydi. Beğenmiştim. Onda delik deşik bir yalnızlık sezerdim hep. Okuduklarım sezgimi de güçlendirmişti. Ne yazık ki erotik romanlara nazaran para etmiyordu diğerleri.

Kısa bir özetle durumu anlattım Tutku Kırmızı’ya. Erotik romanları yazarken kullandığı takma addı bu. Gerçek adını sormamıştım, o da söylememişti. Belki bir kitabın ön kapağında karşılaşana dek beklemem gerekiyordu.

Annemle ablam da Suat’ın talimatlarına uyup kapıdan uzaklaşmıştı. Suat biraz gerildi. Hızla kapıya gitti. Omzuyla asıldı. Olmadı. Yine denedi. Altı yedi defa denedi. Kapı milim oynamadı. Neriman Hanım’ın kapı gibi oğlu Suat türdeşini mağlup edememişti yine de vazgeçeceğe benzemiyordu.

Tutku Kırmızı kapının açılmayacağına emindi. İçeri girmek, kapıyı içerden açmak gerekliydi. Bana fısıldayarak mutfağını kullanabileceğimi söylemişti. Dünya düzeni, demişti. Mutfaklar mutfağa, yatak odaları yatak odalarına, salonlar salonlara, insanlar insanlara açıldı mı güzeldir. Apartman boşluğu aklıma gelene dek sözlerin büyüsünü kavrayamamıştım.

Tutku Kırmızı’nın mutfağı bizim mutfağa bakıyordu. Hakikaten annemin dediği kadar akılsızdım. Nasıl düşünememiştim? Onların mutfağından apartman boşluğuna geçecektim. Bizim mutfağın pencereleri dayanıksızdı. İterek açabilirdim.

Beş dakika sonra mutfağımızdaydım. Kapımızdan hala Suat’ın omuz darbelerinin kesik kesik sesleri geliyordu. Nohutun altını söndürdüm. Yanında duran pilav tenceresini keşfettim. Bir tabak nohutlu pilav aldım kendime. Umarım pişmiştir…

Yemeğimi yiyerek kapıya gittim. Kapı deliğinden baktım. Doğru anı kolladım. Üçe kadar saydım. Kapıyı açıp yana çekildiğimde Suat yere düştü. Alnını ayakkabılığa çarptı. Bizimkilere doğru baktım.

“Anne eline sağlık, nohut süper olmuş.” dedim.

Gömleğimden sonsuzluğa doğru uzanan renkli iplikleri seçebiliyordum artık.

 

Şangır Şungur Gökyüzü

iki noktayız
üst üste
nefes nefese
açıklayacak bir öncül cümle yok

imla imha planında
öznesizliğimizle bir aradayız
hepsi bu
virgül :

sözcükleri ateşe vermek
geçiyor içimizden
ilk harflerinden başlayıp

su’yu yakmak gerek
tutup s’sinden

(okyanuslar da tutuşur mu)

kül rengine dönecek etraf
kanatları isli kelebekler göreceğiz
eski denizlerin yakınında

çok sürmeden
yakalanacağız elbet

çöplerden
pis sulardan
küfürlerden
çıkmaz sokaklardan kurduğumuz dili kuşatacaklar

sinirinden ilkin çatlayacak gökyüzü
şangır şungur kırılacak yukarımızda sonra

paramparça bulutlar
kağıttan kuşlar
devrilecek üstümüze

senin dudaklarında bir kuş kesiği
benim yanaklarımda buluttan bir yara izi

kuzey ışıkları

Advertisements

Ne yazsam

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s