Metin Çalışkan: Mutluluktan Ölüyorum

dut ağacı

Dut yemiş bülbüle döndüm. Böyle bir lezzetin zararını kestirememiştim. Hoş, olacakları bilsem yine de dut ağacına tırmanırdım. İnsan zaaflarına kapıyı açtıktan sonra kenara fırlattığı anahtar muamelesi yapamaz. Onları oyun parkında, kum havuzunun dibine gömmeye çalışması da işe yaramaz. Bırakın zaaflarınız sizinle gelsin. Zaten istemeseniz de geleceklerdir.

Eğer o sabah saat on ikide uyanmasam, arkadaşlarım beni çağıramayacaktı. Çağrıldıktan sonra maça başladığımızda, top Şirinsiz Ferhat’ın vuruşuyla saha dışına kaçmasa dut ağacını fark edemeyecektik. Dutların keyfini sürerken Topal Hilmi’nin erken vakitte pazara çıkacağı tutmasa, bizi kovalayamayacaktı.Yanında aniden bir kızılcık sopası belirmese, panik yapmayacaktım. Panik yapmasam ağaçtan adam akıllı inebilecek, düşmeyecektim. Ağaçtan düşmesem biraz sonra anlatacaklarımı yaşamamış olacaktım. Kaos teoremi. İhtimallerin, hadisene kardeşim dercesine birbirini dürtüklemesi.

Ağaçtan yere çakılışım vesilesiyle beni Topal Hilmi hastahaneye götürdü. Şirinsiz Ferhat’ın başını çektiği çetemizin üyeleri de anneme haber vermeye koşmuşlar. Yolda, bacağımın derin ağrısı düşüncelerimin sisle kaplanmasına neden oluyordu. Buna rağmen ben, derinden derine annemden yiyeceğim oklava darbelerini hayal ediyordum. Söylemedim ama annem büyük oklava ustaları tarafından yetiştirilen amansız bir savaşçıydı. Beni koruması gerekiyordu. Bana zarar vermek pahasına olsa bile. Babam gibi bir sırra kadem basma uzmanını nasıl bulduğu konusunu ise bilemiyorum. Babamın nerede olduğunu bilmediğim gibi.

Hastahane kalabalıktı. Yatması gereken hastaları rastgele odalara yerleştiriyorlardı. Düştüğümde bacağım kırılmıştı. Alçıya alındıktan sonra iki kişilik bir oda payıma düşmüştü. Evet, oda iki kişilikti de yatan hasta sayısı on ikiydi. Tıklım tıkış belediye otobüslerine benziyorduk. Tek fark, oturan ya da ayakta yolcu sayısı yoktu. Yatan yolcu sayısı vardı.

Pencere kenarında, gökyüzü manzaralı bir yataktaydım. Bana en yakın hasta otuzlarında gösteren, uzun yüzlü, kısık gözlü, esmer adamın tekiydi. Hemşirelerden intihara teşebbüs ettiğini duymuştum. Gülümseyerek anlatmışlardı. Üstelik nedense intihar sırasında adamın apandisti patlamıştı. Anlamamıştım, adam ölmeye çalışmıştı. Komik miydi yani? Hem hangi intihar yöntemi apandisit hasarına sebep olur? Yoksa hepsi tesedüf müydü? Adam kendini zehirlerken aniden apandisti patlar. İntihar edeceğini unutur, acil servisi arar. Ambulans gelir.

İlk defa ölmek isteyen biriyle karşılaşıyordum. Adamı incelerken annem gelmişti. Fakat otobüse binememişti. Bileti yoktu galiba. Doktorumla konuşuyordu. Ona baktığımı anlayınca, buradayım anlamında bir el hareketi yaptı. Ben bu hareketi bir hakaret olarak kabullendim. Topal Hilmi de ortalıkta görünmüyordu. Gitmiş olmalıydı çoktan.

Söze aniden başlamak önemli bir edebi meziyettir. Ben de meziyetimi kullandım.Yanımdaki intihar meraklısına nasıl intihar ettiğini sordum. Tam otuz beş kutu bonibon yediğini söyledi. Hani şu renkli şekerlerden. Apandisti patlamış böylece. Ev arkadaşı tatilde olması gerekirken uçağı ertelendiği için yeniden eve dönmüş. Onu hastahaneye yetiştirmiş.

Adama baktım. Benimle kafa buluyor olmalıydı. Küvette bileklerini kesmek, şakağına silah dayamak, kendini asmak… Klasikler değerini yitiriyor mu? Adam, çok fazla Amerikan filmi izlediğimi söyledi. Ben de ona, aslında Avrupa yapımlarından hoşlandığımı belirttim.

Annem kapıdaydı hala. Etrafındakilerle (sanırım hasta yakınları) sohbete başlamıştı. “Vah Vah” ikilemini kullanma sayısıyla rekora koşuyordu. Beni unutmuştu bile. Ben de kaşınmaya başlayan bacağıma aldırmıyordum.

Neden, dedim. Hayatın çok mu boktandı? Yoksa dut mu yiyemiyordun?

Hayır, dedi.

“Hayır, hayatımın en mutlu günüydü. Tüm iyi şeyler üst üste gelmişti. Ben de intihar ettim. Yaşamımı zirvede bırakmak istedim. Mutsuzluğa tahammül edebilirdim. Nihayetinde bir umut taşıyordu mutsuzluk. Gelecek günler iyisini getirebilirdi. En mutlu gününü yaşadığını hissettiysen umudun kalmıyordu. Asla aynı mutluluğu yaşayamaycaktım. Baskı altındaydım. Başa çıkamadım…”

Kesinlikle adam benimle dalga geçiyordu. Kimse benimle kafa bulamazdı. İntikamımı almalıydım. Etrafıma bakındım. Herkes iyileşmek için can atıyordu. Ağrıdan sızıdan isyan ediyorlardı. Yaşamak istiyorlardı.

“Bu dallama intihar etmiş, üstelik mutlu olduğu için.” diye bağırıp, yanımdaki yatağa doğru hamle yaptım. Diğerleri de beni izledi. Hepimiz adamı linç etmeye doğru yaklaşıyorduk. Hastalıklarımız, sakatlıklarımız umrumuzda değildi. Söylediklerimi gerçekten duyup duymadıklarından, duydularsa anlayıp anlamadıklarından emin değilim. Belki de intihar ile mutluluk kelimelerinin aynı cümlede geçmesi yetmişti ortalığın karışmasına. Ya da sadece can sıkıntılarını gidermek istemişlerdi. Sonuçta adam temiz bir dayak yedi, kimisi serum şişelerini adamın kafasında parçaladı. Ben de düşmenin ve üzerimden geçenlerin etkisiyle bacağımı yeniden kırdım.

Rüyamda sırtımda kırılan oklavaları gördüm. Annem kırdığı her oklava sonrası bir dut atıyordu ağzına. Sırıtarak yiyordu.

 

Advertisements

Ne yazsam

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s