Aramızdaki En Kısa Mesafe: İnsan Merkezli Edebiyat


Olan olmuştu işte… Aslında hayır, okuduğum çoğu kitapta pek umursamam böyle hadiseleri. Kadın karakterlerine aşık olup, erkekleriyle dost olmaya çalışmak gibi bir hevesim yoktur. Ancak, “Bizim Büyük Çaresizliğimiz” sonrası savunma mekanizmam yerle yeksandı. Evet, Nihal’e deli gibi aşıktım, yanımda dursun, acılarına iyi geleyim istiyordum. Sonra yaşıma başıma bakmadan, orta yaşlılar dünyasının iki sade vatandaşı Ender ve Çetin ile arkadaş olmak istiyordum. Tabii, onlarla arkadaş olmadığımdan, Nihal’in sorumluluğunu üzerimde hissetmediğimden ona aşık olurken asla çekinmedim. Ender ve Çetin’in ise bir şeyden haberi yoktu…

Nihayetinde Barış Bıçakçı külliyatına son noktayı koydum. “Bizim Büyük Çaresizliğimiz” in ardından… Bu kitabı sona saklama nedenim açıkçası, filme uyarlanmış olmasıydı. Bir dönemde herkesin elinde görmek. Popüler eşittir tu kaka mı, çoğunlukla, her zaman değil. Bazı şahsi bakış açılarında ise bir uzaklaşma meydana getirdiği aşikar. Neyse tüm kitaplara değinmeden konuya girelim. Bir süre yere paralel gidip!!!


Genel hatlarıyla tüm kitapları anımsadığımda, artık iyi bir Ankaralı olabileceğim, en azından yer yurt bildiğim ortaya çıkıyor. Sonra, dostluk anlatılarının şekillendirdiği metinlere aslında ne denli ihtiyacım olduğu. Ekonomik dil yapısıyla bu metinlerin, iyi bir edebiyat ürünü tanımının sonuna dek hakkını verdiği… Vesaire…

“Bizim Büyük Çaresizliğimiz” en sevdiğim Bıçakçı eserleri arasında yerini aldı. Yetmedi üstüne filmini de izledim. Kitap iyi, film kötü, film iyi, kitap kötü… Kesinlikle Seyfi Teoman (ki kendisini erken kaybettiğimiz için her daim hayıflanacağım, sinemanın büyük kaybı) iyi bir iş çıkarmış ortaya. Okuyanlar bilir, birinci tekil şahıslı, gözlemsel bir anlatımdır kitap, tabii film görsel bir sanat, kitabı filme çekmek için de bazı sinemasal mucizelere başvurulmuş haliyle. 

Kitabın üzerimde bıraktığı etki büyük. Hemen her Bıçakçı kitabında olduğu gibi. “Aramızdaki En Kısa Mesafe”, “Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra”… Nicesi…

Ancak bendeki yeri en özel olan kitap; Bıçakçı ile tanışmama da vesile olan: “Veciz Sözler”… Sadece bana Barış Bıçakçı yolunu açtığından değil, kendime en yakın hissettiğim, sırtını sıvazladığım, yapma be dediğim ana karakteri “Sulhi Saygılı” nedeniyle de…
Nihayetinde anladım ki, Barış Bıçakçı anlatıları beni samimiyetiyle, gerçek kahramanlarıyla, edebiyat tutkusuyla kıskıvrak yakalamış… Şimdi içimde bir boşluk büyür, gece çıldırır, beni boğar, okuyamamak böyle bir his, aşık olamamaya benzer!!!
Ki ben hala Nihal’i büyük bir tutku, büyük bir öfkeyle severken… (Birkaç haftaya Barış Bıçakçı külliyatına geniş geniş dadanacağım, didik didik bir yazı olacak)

Advertisements

Ne yazsam

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s