Kırılan Zaman

Chris Marker’ın kısa filmi İskele (La Jetêe – 1962) kıyamet sonrası dünyayı konu alır. Üçüncü Dünya Savaşı gerçekleşmiştir. Yeryüzü nükleer bir felaketin eşiğinden geçmiştir. Sağ kalan az sayıda insan yeraltı şehirlerine yerleşmiştir. Çözüm için, insanlığın yaptığı hataları görmek için zaman yolculuğuyla alakalı deneyler yapılmaya başlanır. Deneylerin neticesinde denekleri iki farklı son beklemektedir: Delilik veya ölüm.

Marker’in filmi, Tery Gilliam’ın 12 Maymun (Twelve Monkeys – 1990) yapımına kaynaklık etmiştir. Marker İskele’yi hareketsiz görüntülerle, siyah beyaz fotoğraflarla oluşturmuştur. Sinema sanatı, fotoğraf sanatının ardılıdır. Ondan beslenir. Bu açıdan bakıldığında Marker’in estetik tercihi filminin yapısıyla da bütünlük oluşturur. Ancak filmin akılda kalıcı tüm unsurlarına (anlatıcının okuduğu metin, fotoğraflar, müzik vs. eklenmesine) rağmen, en önemli noktası zaman kavramına yaklaşımıdır.

metin çalışkan- kırılan zaman

Yüzyılımızın insanı zamanın neresindedir? İskele, insanı hata yapma süreci ve hatalarından ders alma potansiyeliyle geçmişe yerleştirir. Fakat filmin kırılma noktası geçmişe bakmak fikrini tartışmaya açar. Deneklerden birisi yanlışlıkla geleceğe gönderilir. Artık, deneğin denekliği geçmiştir. Geleceğin insanları davetsiz misafirlerini pekiyi karşılamazlar. Çünkü insan daima hata yapacaktır. Davetsiz misafir de geçmişin hatalarının yansımasıdır.

Günümüzde, tüketim toplumunun, kapitalizmin hapsettiği birey geleceğe fazlaca önem verir. Yaptığımız hemen her eylem, hemen her edim geleceğe atılan ufak adımlardır. Demek ki geçmişin önemsenmesi gerekmez. Onu sımsıcak bir yaşanmışlık ya da ders alınacak olaylar silsilesi halinde görmek gereksizdir. Fakat geçmişi uzaklaştırmak, insanın kendisiyle, toplumla yüzleşmesinden kaçış yolu olabilir. Belki de geleceğe dair atılan adımların boş gelmesinden, adımların boşa çıkacağını düşünmekten duyulan korkudur geçmişi ötelemeye neden. Kendimizi kaybedercesine hırsla sarıldığımız eylemlerin boşluğa yönelik olduğunu duymak, bireyi iyi hissettirmeyecektir.

Ya şimdi, geçmiş ve gelecek arasında kalan zaman dilimi nedir? Çoğumuzun diline pelesenk olan: “anı yaşamak” sloganına konu olan “an”. Geçmişi, geleceği fazlaca düşünmeden değer katılabilecek yaşam dilimi değil midir? Mike Leigh’in Çıplak (Naked– 1993) filmi “şimdi”ye dair ilginç bir yaklaşım geliştirir. An ile alakalı bir diyalog geçer filmde. Diyalogun özü, asla şimdiki zamanı yakalayamayacağımızdır. Onun hızına yetişmek neredeyse imkânsızdır. Örneğin “Ben şu andayım” cümlesini söylerken, cümle çoktan geçmişe gömülmüştür.

Zamanın mağlup edilebildiği nadir alanlardan masalların: “Bir varmış bir yokmuş…” şeklindeki başlangıçları tesadüfi olmasa gerek. Geçmiş, gelecek, şimdi üçgeninden tuhaf bir çıkış. Yine de ne olursa olsun insan kendisini zamandan soyutlayamadığı sürece, zaman sorunsalı insanlıkla birlikte olmaya devam edecektir. Sevindirici bir çıkarım şu olabilir; insanın zamana ihtiyacı kadar, zamanın da onun farkında olan bireylere ihtiyacı olmasıdır. Yani bizim yenemediğimiz zaman da bizi, insanı, insanlığı yenememiştir.

Advertisements

Ne yazsam

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s