Etgar Keret: Kapı Birden Vuruldu

Etgar Keret ile neden böyle geç tanıştım bilmiyorum? Nasıl tesadüf etmemişiz uzun zamandır? Oysa ki “Kapı Birden Vuruldu” kitabından okuduğum kadarıyla pek çok ortak yönümüz olabilir. Üstüne üstlük Keret ile alakalı yaptığım ufak bir araştırmada edindiğim bilgiler de bu yolda. Kısa filmciliğinden tutun da, kara mizahla yoğrulan metinlerine değin… Bir de süpriz; “Bilek Kesenler: Bir Aşk Hikayesi” meğer Keret’in bir öyküsünden uyarlamaymış.

“Kapı Birden Vuruldu” uzun zamandır okuduğum en keyifli kitaptı. Hemen hemen tüm öykülerde beni inceden gülümsetmeyi başardı. 

Kara mizah, sinemada da, edebiyatta da tehlikelidir. Öncelikle, hitap ettiği kitle gayet kısıtlı görülebilir. Çünkü güldürü, mizah, aslında normal hayatta karşılaşsak komikten çok dramatik hatta trajik bir yapı gösterebilecek olaylardan çıkar. Buna rağmen, karakterler çoğunlukla özgün çizilir. Ya da karakter yerine sıradan, her an görebileceğimiz tipler kullanılır. 

Kitaptaki öykülerin neredeyse tümünü çok sevdim. Metinlerin diğer bir güçlü yapısı da, iyi sinematografik anlatılar olması. Tüm öyküler ince ince kurulan sahnelere sahip. Hepsini zihinde canlandırmak gerçekten rahat bir süreç.

Buradan yatay bir geçişle; “Bilek Kesenler. Bir Aşk Hikayesi” ne ulaşalım.



Bağımsız ruhlar…
Bağımsız sinemanın ortalama bir filmi bile kendisini izlettirmeyi başarıyor çoğunlukla. “Bilek Kesenler Bir Aşk Hikayesi”; filmin şiirsel ismi bir yana, iyi bir çıkış fikri ile yola çıkıyor yapım. İntihar edenlerin, ölüm sonrasında bir yerde toplanması ve oradaki hayatın buraya benzer olması cin bir fikir tabii. Ancak, artıları sonradan handikapa dönüşüyor. Bu tarz güzel, yaratıcı fikirleri çıkış noktası yapan filmlerin fikrimce temel sorunu; kendilerini ve izleyiciyi hafife almaları. Evet; bizim iyi bir fikrimiz var, her nasılsa kendisini izlettirecektir. Bu yüzden temel motiflerin yanını o derece doldurmaya da gerek yok. Senaryoda boşluklar da olabilir, havada asılı karakterler de. İşte böyle bir düşünce neticesinde “Bilek Kesenler Bir Aşk Hikayesi” çok iyi bir film olma şansını ıska geçiyor. Her şeye rağmen izlenebilir, hatta izlenmeli. Örneğin, intihar edenlerin bulunduğu yerde, intihar eden müzisyenlerin şarkılarının çalması ve kara delik nüansları güzeldi. Fazla bir beklentiye girmezseniz ortalama, büyük beklentiyle izlerseniz kötü bir film. Aslında şöyle demek gerek; boş yere intihar eden bir film, anlattığı öykü gibi…


Keret öyküsünden yola çıkıldığını öğrenmemin ardından filmde taşlar iyice yerine oturdu. Çünkü film tuhaftı, Keret öyküleri de… Lakin tuhaflık normalleşiyordu, gerçek dünya bu yüzden oldukça yavan geliyor artık bana. Çünkü realitedeki normal kavramından nefret ederim. Çoğu sisteme entegre olmanın işaretidir. Şimdi kelalaka tabii ancak bir “Fight Club” repliğiyle yazımı sonlandırayım. 

“Dinleyin Sürüngenler! Sizler özel değilsiniz, sizler güzel ya da eşi benzeri olmayan kar tanesi de değilsiniz, sizler işiniz değilsiniz, sizler paranız kadar değilsiniz, bindiğiniz araba değilsiniz, kredi kartlarınızın limiti değilsiniz, sizler iç çamaşırı değilsiniz, sizler herkes gibi çürüyen birer organik maddesiniz! Bizler bu dünyanın şarkı söyleyip dans eden pislikleriyiz! Hepimiz aynı pisliğin lacivertleriyiz!” (ben dahil, çember içi)

Advertisements

Ne yazsam

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s