Philip K. Dick: Simulakra

“Deliliğe Övgü” 

Erasmus’un aynı adlı eserinin birazdan girişip kafayı yiyeceğim evrenle alakası yok. Salt ismen gerçekleşen bir çağrışım. Yahut hayatıma paralel uçan bir slogan olması…

Philip K. Dick, bilimkurgu yazını içerisinde önemli bir yerdedir. Gerek yaşam öyküsündeki ilginçlikle, gerek yapıtlarıyla, gerekse sinemanın benimsediği bir yazar olup, yapılan sinema adaptasyonlarıyla… Fakat Dick okumak zordur. Kitapların karmaşıklığından, anlatının güç algılanışından değildir bu zorluk. Sadece 21. yüzyıl insanının, okuyucusunun tedirginliğindendir. Dick romanlarının okuyucudan belki de tek bir isteği vardır. Tamamen kendisini metne teslim etmesi. Çıldırmanın eşiğine gelse de… Uyarı: Sakın bir Pink Floyd şarkısının kısık melodisi eşliğinde bir Dick kitabı okumayın, sorumlusu ben olmam 🙂



“Ölümünden önce fazla tanınmayan bir yazar olan Dick’in roman ve kısa hikâyelerini bir kısmı ölümünden sonra senaryolaştırılıp film olarak büyük beğeni kazanmıştır. Bunların arasında en ünlüleri, yönetmen Ridley Scott tarafından “Blade Runner” adıyla 1982 yılında çekilen “Do Androids Dream of Electric Sheep?” (kitap olarak Türkiye‘de basımı: 1996Bıçak Sırtı, Kavram Yayınları; 2006Android’ler Elektrikli Koyun Düşler mi?, Altıkırkbeş Yayın) ve 1965 yılında yazdığı “We Can Remember It For You Wholesale” öyküsünden yola çıkılarak yönetmen Paul Verhoeven tarafından çekilen1990 yapımı “Total Recall” filmleridir. Her iki film yapılmış en iyi bilim-kurgu filmleri arasında yer almaktadır. PKD’nin 1956 yılında yazdığı “The Minority Report” adlı öyküsü yönetmen Steven Spielberg tarafından 2002‘de filme alınmıştır.” (Alıntı – Vikipedi)

Bugün değineceğim Philip K. Dick kitabı ise “SİMULAKRA”… Kitabı seçme nedenim tabii hemen her Dick metninde olduğu üzere karakterlerin gerçeklik algısının kırılması bir yana, kurtuluş reçetesinin bir yetenek yarışmasından geçmesi, televizyonun insan zihni üzerindeki önlenemez etkisi, en önemlisi ise; dünyanın değişmiş politik konumu, sınırları üzerine titiz bir bilimkurgu örneği sunması.

Evet, delirme zamanı… Dünya AABD ve Almanya şeklinde konumlanmış. AABD (ki Avrupa’nın bir kısmı belki de önemli kısmı da onlarda) ise toplumsal olarak iki sınıfa ayrılmış. “Be” ler ile “G” ler… G sınıfı üst sınıfı oluşturuyor. Önemli devlet bilgilerine sahipler. “B” ler ise daha alt sınıf. Hemen beraber yaşıyorlar genellikle. Onların sıkıcı, tekdüze yaşamlarından kurtulma yolları ise Beyaz Saray’da belirli periyodlarla yapılan yetenek yarışmasında kendilerini pazarlamak veya tasvip edilmeyen Mars yolculuğu. Kolonileşme gibi… Ekonominin önemli kısmı ise kartelleşme üzerinden gidiyor. Bir de hıyar AABD Der Alte denilen kişi tarafından yönetiliyor. Bir nevi ABD Başkan’ı… Burada çok önemli bir ayrımı belirtmekte fayda var. Her ne denli Der Alte erkek olsa da onun eşi, Nicole bacı daha mühim bir noktada duruyor. Yani, ataerkilden, anaerkile evrilen bir yapı söz konusu. Gidişatı düşününce, metne hareket katmak, umut vermek için kaçınılmaz olan isyancı bir grup ve onların lideri Beltrot Goltz devreye giriyor.

Işınlanmalar, zamanda sıçramalar, Hitler ile alakalı planlar havada uçuşuyor. Bir diğer kilit isim ise, piyanist, psişik Richard Kongrosian… Anlatının önemli kısmı onun üzerinden gidiyor.

Başka hangi unsura değinirsem, kitabın büyüsünü kaçıracak ipuçları vermiş olacağım. Burada kesmekte yarar var  bu nedenle. Lakin, kitabın finaline doğru metnin bir seviye yükseldiğini belirteyim. Philip K. Dick evrenine dahil oldukça, evrenimiz insana yetmiyor.

Advertisements

Ne yazsam

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s