2014 Artistik Rüyalar Sineması

Sinemada İzlediklerimiz;

 

* Büyük Budapeşte Oteli (The Grand Budapest Hotel)

büyük budapeşte

Yönetmen: Wes Anderson
Senaryo: Wes Anderson, Hugo Guinness (Stefan Zweig’in Eserlerinden)
Oyuncular: Ralph Fiennes, F. Murray Abraham, Mathieu Amalric, Adrien Brody, Saoirse Ronan, Lea Seydoux, Tilda Swinton

“İkinci Dünya Savaşı sırasında, Avrupa’nın ünlü bir otelinde geçen film, otelin emektar görevlisi ile genç çalışanı arasındaki arkadaşlığa odaklanırken, 20’nci yüzyıl başı Avrupa’sındaki kültürel ve politik değişimi de konu ediniyor.”

Wes Anderson’un 2014 hediyesi, yoğun bir sinema ve edebiyat sevgisiyle tasarlanmış olan, her karesi renkli, her repliği kayda değer, bol artistik rüyalı bir karnaval havasında ilerleyen Büyük Budapeşte Oteli, usta oyuncularının yardımıyla da keyifli bir yüz dakika geçirmemizi sağladı. Oldukça titiz sanat yönetimi, Anderson’un birbirinden farklı kullandığı çekim ölçekleri ve çekim teknikleri bu sinemasal keyfe epey katkı sağladı.

 

 

* İtirazım Var

İtirazım VarYönetmen: Onur Ünlü
Senaryo: Onur Ünlü
Oyuncular: Serkan Keskin, Hazal Kaya, Öner Erkan, Osman Sonant, Büşra Pekin

“Sen Aydınlatırsın Geceyi (2013)ile Altın Lale En İyi Film ve En İyi Senaryo ödüllerini kazanan, ayrıca FIPRESCI jürisince de ödüle layık görülen Onur Ünlü’nün son filmi İtirazım Var bir cinayetin izini dedektif gibi süren bir imamın hikâyesini anlatıyor. Klasik polisiye türünün kurallarına mümkün olduğunca sadık kalan bir film yapmaya çalıştığını söyleyen yönetmen Onur Ünlü, filmin hikâyesini Sırrı Süreyya Önder’le birlikte yazmış. Filmin kahramanı Selman Bulut’un imamı olduğu camide bir cinayet işlenir. İmam, polisin pek de ilgilenmediği bu cinayeti çözmek için kolları sıvar. Ancak yöntemleri de en az kendisi kadar sıra dışıdır. İmam ve çevresindeki diğer kişilerin hepsi bu cinayetle bir şekilde bağlantılıdır. Ortada yıllarca saklanmış sırlar, yalanlar, tefecinin paraları, aç bir köpek ve aşk vardır. Bir de herkesin şüphelisi olduğu şu cinayet”

Onur Ünlü’nün yaptığı her iş ilgiyle izlenmeye devam ediyor. Yönetmenin Sen Aydınlatırsın Geceyi filminin ardından çektiği İtirazım Var da bu ilgiden nasibini aldı. Özellikle oldukça özgün bir biçimde yazılmış ana karakterinin dikkat çekici olduğu film, sözünü sakınmayan bir senaryoya da sahip. Açılış sahnesinden itibaren atmosferine dahil olmakta güçlük çekmeden, artizliğimize uygun bir şekilde izledik. Serkan Keskin’in güçlü ve inandırıcı performansının eşliğinde iyi bir polisiye.

* Kış Uykusu 

kış uykusu

Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan
Senaryo: Ebru Ceylan, Nuri Bilge Ceylan
Oyuncular: Haluk Bilginer, Demet Akbağ, Melisa Sözen, Mustafa Serhat Kılıç, Nejat İşler, Tamer Levent, Nadir Sarıbacak

“Aydın (Bilginer) emekli bir oyuncudur; aktörlüğü bıraktıktan sonra Orta Anadolu’da kendi halinde küçük bir otelde çalışarak günlerini geçirir. Hayatında ise iki kadın vardır: Kendisine her anlamda uzak ve soğuk olan genç karısı Nihal (Sözen) ve boşanmış olan kız kardeşi Necla (Akbağ). Kışın bastırması ve kar yağışının artması bu küçük taşrada en çok Aydın’ın sinirlerine dokunur ve onu uzaklara gitmeye teşvik eder.”

Kış Uykusu’nu yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın bir önceki filmi Bir Zamanlar Anadoluda’dan daha az sevmemize rağmen daha fazla etkilendiğimizi söyleyebilirim. Usta oyunculardan kurulu bir kadro, Çehov’un sızdığı bir senaryo, tiyatral bir hava, harika tiradlar. Gizli kalmış, söylenmemiş cümlelerin yavaş yavaş ortaya çıkması. Düşmanlıkların, üstten bakışların, yapay entelektüelliklerin ve egonunun gözler önüne serilmesi. Peki ya vicdan ve merhamet bu kendinden kaçışların neresinde? Altın Palmiye ödülü de alan Kış Uykusu, Ceylan’ın filmografisinde bir kırılma anı olabilir.

* Dünyada 20000 Gün (20000 Days on Earth)

dünyada 20000 günYönetmen: Iain Forsyth, Jane Pollard
Senaryo: Nick Cave, Iain Forsyth, Jane Pollard
Oyuncular: Nick Cave, Susie Bick, Warren Ellis

“20.000 gün yaşayan biri kaç yaşındadır? Görsel sanatçılar Iain Forsyth ve Jane Pollard, çektikleri bu ilk uzun metrajlı filmde kurmacayla gerçekliği birleştirerek uluslararası kültür ikonu, müzisyen ve senarist, bu dünyaya gelmiş en ilginç sanatçılardan Nick Cave’in 24 saatini anlatıyorlar. Nick Cave’in hem konu hem de başrol olduğu film, sanatsal yaratım sürecine mahrem bir bakış atarken aynı zamanda bu dünyada yaşadığımız süreyi iyi kullanıp kullanmadığımızı sorgulamamızı da istiyor.”

Ünlü müzisyen Nick Cave’i izlediğimiz Dünyada 20.000 gün Cave’in yaratıcılık anlarına odaklanarak özellikle bu konuda (tabii Cave’in tüm cümleleriyle) iyi ve ilham verici bir film ortaya koyuyor. Biz Nick Cave’i Bad the Bad Seeds ile provalarda, konserlerde izlerken veya Cave’in yazma anlarına tanıklık ederken yaratıcılık sürecinin bir parçası oluyoruz. Onun şarkı yapmakla, yazmakla, üretmekle alakalı sözleriyle de filmin keyfi artıyor ama Dünyad 20.000 Gün’ün tek numarası bu yaratıcılık meselesinde veya Cave’i doğru bir biçimde ele almasında gizli değil. Film ekibinin, kimi zaman karmaşıklaşabilecek Cave ve yaratıcılık öyküsünü, doğru, sade bir dille aktaran (tabii araya güzel detaylar yerleştirerek) tercihleri de önemli.

* Pek Yakında

pek yakındaYönetmen: Cem Yılmaz
Senaryo: Cem Yılmaz, Ali Doğançay
Oyuncular: Cem Yılmaz, Tülin Özen, Ozan Güven, Özkan Uğur, Zafer Algöz, Çağlar Çorumlu

“Eski bir figüran olan korsan dvdci Zafer karısının boşanmak istemesi üzerine kanunsuz işlere tövbe eder. Ailesini geri kazanmak için eski sinemacı tanıdıklarından oluşan bir ekiple 1970’lerden beri çekilememiş fantastik bir proje olan “ŞAHİKALAR-KÖTÜLÜĞÜN SONU” isimli filmi çekmeye soyunurlar. Kabiliyeti sınırlı bir ekiple yola çıkan Zafer’i komik, eğlenceli ve duygusal bir macera beklemektedir… ”

Pek Yakında, keyifle izlediğim, hikâyesiyle derli toplu, karakterleriyle, oyunculuklarıyla öne çıkan iyi bir filmdi. Ne tam manasıyla Hokkabaz’ın duygusunu bırakıyor, ne de G.O.R.A veya A.R.O.G misali sırtını salt mizaha yaslayıp, tek kişilik bir gösteriye dönüşüyor. Her Şey Çok Güzel Olacak gibi mi, öyle de değil. Hepsinden ayrı tutmak gerek. Filmde dikkat çekici en önemli şey, senaryonun özünü de oluşturan, hemen her sahnede hissedilebilen sinema sevgisi. Birbirinden güzel göndermeler de cabası. Bu filmi Cem Yılmaz sinemasının iyiden iyiye şekillendiği film olarak görmek de mümkün. Sinema salt söylem anlamında değil tümüyle değer kazanmış. Yıl boyunca pek çok komedi filmimiz vizyona giriyor. Kaçı eli yüzü düzgün bir hikâye anlatma çabasında, kaçı saçma sapan manevralara başvurmadan, samimiyetiyle izleyiciye geçiyor? Bu yüzden, komediyi taşıyan pek çok iyi ismin sinemasal anlamda da gelişim göstermesi değerli. Oyunculuk adına da ilk defa Cem Yılmaz’ın kendi filmlerinde, ondan daha fazla hatırda kalabilecek isimler izledim. Zafer Algöz, Çağlar Çorumlu, Zerrin Tekindor, sırf onlar için bile birkaç defa izlenilebilir film. Konuk oyuncuları da gördükçe sevindim. Tabii filmin eksik tarafları da yok değil. Yan hikâye ana hikâyenin yanında sönük kalıp, ona katkı sağlayamıyor gibi, neyse ki iyi bir finalle bu sorun da çözülmüş. Filmdeki reklam meselesi ise kimi zaman rahatsız edici oluyordu, kimi zamansa zekice kurtarılmıştı. Bir uzun metrajın maliyetini düşündüğümde, reklamlar keşke daha az kullanılsaydı fikrinde olsam da fazla garipsemiyorum artık. Pek Yakında tüm eksileriyle, artılarıyla eli yüzü düzgün bir komedi, sinemadayken ihmal etmemeli. Son bir not olarak; böyle sinema sevgisiyle süslenmiş bir filmin sonunda keşke salondaki seyircilerin tümü jeneriği izleme sabrını gösterseydi. Olsun, altı kişiydik, bu da yeter.

* Annemin Şarkısı (Klama Dayîka Min)

annemin şarkısı
Yönetmen: Erol Mintaş
Senaryo: Erol Mintaş
Oyuncular: Feyyaz Duman, Zübeyde Ronahi, Nesrin Cavadzade, Ferit Kaya

“Ali, annesi Nigar’la beraber Tarlabaşı’nda yaşamaktadır. Doğu’da köylerinin boşaltılması üzerine göç ettikleri mahallede hayatları tekrar kesintiye uğramıştır. Şehirden uzak yüksek beton binaların arasına taşınmalarıyla beraber sorunlar başlar. Komşularının köye geri döndüğüne inanan Nigar, sabahları köyüne geri dönmek üzere evdeki eşyaları toparlar. Bazı günlerse, kendini İstanbul sokaklarına atar. Genç öğretmen Ali, gittikçe hastalanan annesini mutlu etmek için farklı yöntemlere başvurur: Hediyeler alır, gittiği her yere onu da motoruyla götürür, rüyalarına giren şarkının peşine düşer. Aynı zamanda, Ali kız arkadaşı Zeynep’in hamile olduğunu öğrenir. Fakat kendini baba olmaya hazır hissetmemektedir. Ali iki kadının arasında çaresiz kalmıştır.”

Annemin Şarkısı’nı bu kadar sevmemizin nedeni, politik sinemanın veya meselesi olan sinemanın, sinema yapmayı ihmâl etmeden de yapılabileceğini göstermiş olması. Evet, Annemin Şarkısı, tüm samimiyetiyle, filmin başında ve sonunda anlatılan alegorik hikâyesiyle, doğallığıyla, bireysel, toplumsal hafızaya bakışıyla, dil meselesine yaklaşımıyla kesinlike bu yılın en iyilerindendi. Sade bir sinema dili kurabilen Erol Mintaş eğer sinematografik ve görüntü anlamında da kendini geliştirirse, ismini çokça duyacağımız yönetmenler arasına girecektir.

* (Keşif) – Buluşma (Atertraffen)

buluşmaYönetmen: Anna Odell
Senaryo: Anna Odell
Oyuncular: Sandra Andreis, Kamila Benhamza, Anders Berg, Erik Ehn, Niklas Engdahl

“Böyle bir mezunlar günü görmediniz! Kimse kendisi değil, her şey allak bullak… Ünlü İsveçli sanatçı Anna Odell bizi bu filmle, sıkıntılı bir mezunlar buluşmasına davet ediyor. Mezunlar gününe çağrılmayınca Odell sahte bir buluşma sahneliyor, çocukluğunu kâbusa çeviren eski sınıf arkadaşları rolünde oyuncuları yerleştirip bütün olayı filme çekiyor. Sonrasında da tepkilerini bilmek istediği için, bu filmi gerçek sınıf arkadaşlarına izletiyor. İşte kıyamet böyle kopuyor. Gerçek ile kurgu arasındaki ince çizgiyi epey esneten Buluşma, bir yandan da izleyiciyi grup içi dinamikler ve kurulu hiyerarşiler üzerine düşünmeye davet ediyor.”

“Okul deneyimlerimiz bizi ciddi şekilde etkiliyor ve yaşamımız boyunca, birbirimize şekil veriyoruz, birbirimizi etkiliyoruz. Diğer bir ifadeyle, bu ilişkileri yeni bir bağlama taşıyarak, eski tatsız deneyimlerden kurtulabilir, tamamen değişebiliriz. Yıllardır akran zorbalığı konusunu işlemek istiyordum. İlkokulda zorbalığa maruz kaldım ve bu deneyimlerimi kullanarak hiyerarşide bir değişiklik olduğunda grup içinde mevcut ilişkilerin bu değişiklikten nasıl etkileneceğini araştırdım.” Anna Odell

Buluşma’nın başarıyla gözler önüne serdiği iki maharetinden etkilenmemek mümkün değil. İlki, kurmaca ile gerçekliğin sınırlarını birbirine yakınlaştıran, zaman zaman iç içe geçiren bir üst kurmaca metin gibi hareket eden senaryosu, ikincisi ise çoğu zaman yok saydığımız, bilmediğimiz, bilmezden geldiğimiz Mobbing, yani sosyal hayatta, işte, evde, okulda gizliden veya açık açık zorbalığa maruz kalma konusuna değinmesi. Anna Odell, çağrılmadığı bir okul arkadaşları buluşmasıyla ilgili kurmaca bir video hazırlar. Anna bu videoda, herkesin mutlu mesut hatırladığı okul günlerine dair çarpıcı hatıralarını, yaşadığı zorbalıkları anlatarak insanların hatırlamak istediklerini tehdit eder. Nihayetinde olay çıkar ve partiden atılır. İzlediklerimizin kurmaca bir video olduğunu anlamamazın ardından film bir üst kurmacaya evrilir. En keyifli an da, Anna’nın gerçek hayattataki bir okul arkadaşıyla, kurmaca videoda onu oynayan oyuncunun karşılaştıkları andır. Mobbing’e dair ilginç ve kayda değer bir deneyim.

Advertisements

Ne yazsam

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s