Kamuran Saatçi: Kan Çekirdekleri

Kime gitmem gerektiğini biliyordum tamam mı? İşlerin nasıl yürüdüğünü biliyordum. Anlatacağım, sabırlı olun. Sadece sizi uyarmak istiyorum. Evet evet, bu sadece ufak bir uyarı. Birazdan anlatacaklarımda patlayan yıldızları değil, patlayan silahları bulacağınızın uyarısı. Dağılan denizlerle değil dağılan beyinlerle karşılaşacağınızın uyarısı. Hayır hayır, kesinlikle şair değilim. Bir dönem boktan şeyler yazsam da hiçbirinin konuyla alakası yok.…

Cemal Erdem: Canlı Tunç Vakası

Saygıdeğer Tülin Hanım, Ben yerel bir gazetede çalışmaktayım. Hangi gazete olduğunun önemli olmadığını düşündüğümden çalıştığım gazetenin ismini vermiyorum. Yalnız, sizin yaptığınız işin bir benzerini yapmakta olduğumu söyleyebilirim. Gazetede “Dert Savar” isimli bir köşede bana gelen mektupları yanıtlamaktayım. Üç senedir bu işi hakkını vererek yaptığıma inanıyorum. Okurlarımın da çoğunlukla benden memnun olduğu kanaatindeyim. Gecemi gündüzümü yaptığım…

HA?!.,…

ve tren başlangıç noktasına döner. HA? Çember tamamlanır, sonra… Sonra Ha? Başlangıç noktasına varan trenin, koltukları sigara yanıklarıyla delik deşik olmuş, camları sisli kompartımanında oturan sen eski sen değilsindir. HA HA! Makas değişimi. HA… Tüneller. HA… Köprüler, sular, gündüzler, geceler, çinko teller, bakır teller, sürüler. HA HA! Ne diyorsun HA? Anlamadım HA HA! Boş ver, aslında…

Cemal Erdem: Gemilerin Altında Altı Karınca

“Kaçın lan kaçın, şerefsiz bekçi geliyor.” Tuna’nın bağırmasıyla çocuklar dört bir tarafa dağıldı. Kimi tuğlaların, çimento torbalarının, tahtaların arkasına saklandı. Kimi iki yanı boşluğa bakan merdivenlere yöneldi. Kimiyse üçüncü kat hizasındaki kuma atlayıp aşağıya kaydı. Volkan, Tuna’nın peşinden kuma atlayıp aşağıya kayanların arasındaydı. Memetse tuğlaların arkasına sinmişti. “Vay pezevengin evlatları vay, kırk defa demedik mi…

Cemal Erdem: Kafese Yaraşır Bir Kuş

Seyfi tüfeğin namlusuna bakıyordu. Dalgalı deniz, ipe dizilmiş rengârenk balonların arkasına düşüyordu. “Çat!” “Karavana abim, bir daha dene istersen.” “Yok, yeter bu kadar. Kazıdın cebimdekileri çoktan.” Seyfi gidip balonların yanındaki tahta sandığa oturdu. Dün aldığı lekeli güneş rengi kuş kafesini düşünüyordu. Böyle bir kafese layık bir kuşu nereden bulacaktı? Bu soru aklına geldikçe Seyfi öfkeleniyordu.…

Sibel Yükler: Fakat Ayten Bu Gidemeyişte Bir Terslik Var

“Bak Sebahattin. Bana bir fiske dahi atarsan giderim. Giderim Sebahattin. Şu hayatta bir fiske dahi atmayacağına söz ver. Neyin sözü bilmiyorum. Fakat söz ver, ki burada bir olalım,” ‘Zifaf’ odasındaydı Ayten bunu söylediğinde. Ütülü ak-pak çarşafın üzerindeki yorganda, daha gelinliğinin düğmeleri bile ilik ilikken, henüz yeni nikâhtan çıktığı kocasının gözlerine bakıyordu. Bakıyordu ve diyordu ki,…

Metin Çalışkan: Portre

– Kek harika olmuş tatlım. – Beğenmene sevindim. – Tabii ki beğendim, biliyorsun havuçlu kek favorimdir. – Tatlıyla pek aram yok aslında anne, ara sıra tek yaptığım bu. – Enfes olmuş, yalnız, sanırım portakal kabuğu rendelememişsin. – Ah, hayır unutmuşum. – Portakal kabuğu havuçlu kekin en önemli malzemesidir canım. Eğer o olmazsa yaptığının sıradan havuçlu…

Metin Çalışkan: Keskin Dişler

Bu yürüyen merdivenlerin sonu var mı? Kaç dakikadır, kaç saattir, kaç yıldır buradayım? Sıcaklık artıyor, uğultular da… Beynim patlayıp kulaklarımdan çıkmak üzere. Bir şarkının son saniyesi. Dum tıssss… Sağımdaki, solumdaki reklam afişlerinde kadınlar var. Çok güzeller. Beni severler mi rica etsem? Onlara harika bir şiir yazsam veya tanıttıkları ürünlerden beşer onar tane alsam. Kesinlikle hayır.…

Merve Kırman: Ağır

‘’Ne konuşur bunca insan, yabancısı olduğu onca insanla?’’ ‘’İnsan konuşacak hep bir şey bulur. Ya bu sesler? Asıl önemli olan bunlar bence’’ ‘’Neden?’’ ‘’Gecenin bu sesleri insana bir şeyler söylüyor. Gecenin bu sesleri fısıldıyor kişiye. Bak, dinle.’’ (Dinliyorlar) ‘’Karşı apartmanda uyumayan biri var. Mutfakta. Dolaba tabak yerleştiriyor. Çatal, kaşık sesleri. Ne dersin bulaşık makinesini mi…

Merve Kırman: Siyah Kedinin Adımı

Bir akşamüstü yolda yürüyorum. Seni görüyorum siyah kedi. Oryantalist ezgiler çalınıyor kulağıma senden. Bu, benim zihnime küçüklüğümde yapılan mahalle arası düğünlerini getiriyor nedense. Yolların kapatıldığı, mahallenin en geniş alanına naylon beyaz sandalyelerin dizilerek, yukarılara sarı ampüllerin asıldığı ve en yaşlı kadınların-adamların saatler evvelinden gelerek en öne kurulduğu o ufacık mahalle düğünlerini. Sonra, yıllar yıllar sonra,…