Metin Çalışkan: Portre

– Kek harika olmuş tatlım.

– Beğenmene sevindim.

– Tabii ki beğendim, biliyorsun havuçlu kek favorimdir.

– Tatlıyla pek aram yok aslında anne, ara sıra tek yaptığım bu.

– Enfes olmuş, yalnız, sanırım portakal kabuğu rendelememişsin.

– Ah, hayır unutmuşum.

– Portakal kabuğu havuçlu kekin en önemli malzemesidir canım. Eğer o olmazsa yaptığının sıradan havuçlu keklerden hiç bir farkı kalmaz.

– Kusura bakma anne.

– Sana yazdığım tarifte vardı. Filiz’in havuçlu kekine bayılırlardı, ondan almıştım tarifi. 1971 senesi, İhanet Çiçeği filminin setinde. Herkes istemişti de bir bana söylemişti. Yalnız onunkinde portakal kabuğu yoktu. Ben ekledim.

– Gelecek sefere aklımda olacak.

–  Ona eminim canım. Güzel melodramdı İhanet Çiçeği. Filiz vardı, ben vardım, Bahri ile Cüneyt vardı. Rejisör Talip’ti. Kameraman Hristo’ydu sanırım. Bir de ışık şefimizi hiç unutmam, Galip. Benim yüzümden setten kovulmuştu.

– Nasıl yani?

– Bana aşıktı, işine odaklanamıyordu, seti aksatıyordu. Talip de gözünün yaşına bakmadı. Öyle bir adamdı rahmetli. İşini her şeyin üstünde tutardı.

– İlginçmiş…

– Pek çok adam aşıktı bana o sıralar. Eh, güzel kadındım, bekârdım… Neyse neyse, sen neler yapıyorsun? Çizim işlerine devam ediyor musun?

– Evet, resim yapıyorum anne. Aslında bir sergi açmak üzereyim.

– Kutlarım. Kocanla aran nasıl tatlım?

– Çok iyi. Bugün burada olmak istiyordu ama iş görüşmesi için şehir dışına çıktı. Yeni bir komedi kulübü açılmış ve komedyen arıyorlarmış. Eğer iş olursa taşınacağız.

– Demek hâlâ komedyenlik peşinde koşuyor. Tuhaf, kimseyi güldüremediğini düşünürsek.

– Aslında güldürebiliyor anne, özellikle de beni.

– Bu çok çok iyi, sonradan ihtiyacın olabilir. Yeşilçamda da vardı böyle tipler ve kimse onlara itibar etmezdi.

– Onu seviyorum anne.

– Evet, evet anlıyorum. Aslında o senin için büyük şans. İdare etmesi kolay. Babanı düşünsene, ne kadar ünlü ve ne kadar iyi bir rejisördü. Kadınlar etrafından hiç eksik olmazdı.

– Yine de seninle evlendi.

– Doğru, benimle evlendi. Birbirimizi anlayabiliyorduk. Seviyorduk da sanırım. İki yıl sonra da sen doğdun. Ben çok yorulmuştum, sen de doğunca işe ara verdim. Sonra da…

– Üzgünüm.

– Hayır hayır, kesinlikle üzülme tatlım. Sinema böyledir. Çok çabuk hafızalarda yer edebilirsin ve çok çabuk unutulabilirsin.

– Bir de portre bitirdim bu arada. Sana da göstermek isterim.

– Olur. Şu köşede duran, örtülü şey mi?

– Evet, evet.

– Ses Dergisi’ndeki fotoğraflarımızı hatırlıyor musun? Hepsi eşsiz portreler gibiydi. Anneler ve Kızları sergisi yapılmıştı.

– Kaç yaşındaydım?

– On altı sanırım. Ünlü sinema aktrislerini, kızlarını önce ayrı ayrı fotoğraflamışlardı. Sonra da anneyle kızını bir örnek giydirip birlikte fotoğraflarını çekmişlerdi. Sadece ikimiz farklı giyinmiştik. Sen benimle aynı elbiseyi giymek istememiştin.

– Elbiseyi hiç sevmemiştim ama sana yakışmıştı. Kiraz küpelerinle ve o elbiseyle harika olmuştun. Babam da öyle düşünüyordu.

– Doğru, baban da oradaydı. Küpeleri de çekimden önceki sabah vermişti bana. Ayrılmamızdan iki üç hafta önce.

– Belki de böylesi iyi olmuştur anne.

– Belki de. Sen kendini kurtarabilirdin aslında, iyi bir aktris olabilirdin, yeteneğin vardı, şansın vardı, ben ve baban vardık. Küçükken sete gelmeye de bayılırdın. Sadriler el üstünde tutardı seni.

– Resim yapmak benim için daha önemliydi anne.

– Benden çok seninle ilgilenmeye başlamışlardı. İşe ara verdikten sonra setlere dönmek istedim, doğru dürüst teklif gelmiyordu, saçma sapan avantür filmler. Babanla ayrılınca da iyice unutuldum. Neyse, neyse çizimini görmek istiyorum. Çok merak ediyorum doğrusu. Bana, yaptıklarını hiç göstermemiştin. Özel bir şey olmalı. Yanılıyor muyum?

– Nasıl gözüküyor?

– Bu, bu da kim?

– Sensin anne.

– Evet, doğru bana benziyor, duruşu, çekimde giydiğim elbise, kiraz küpelerimi bile yapmışsın ama yüzü, yüzü benim yüzüm gibi değil, seni andırıyor.

– Hoşuna gitti mi?

– Sanırım, sanırım çok hoşuma gitti. Tekrar ört istersen, bana vereceksin öyle değil mi? Götürene kadar bir şey olmasın.

– Onu senin için yaptım anne. Biraz daha kek alır mısın?

– İyi olur. Portakal kabuğu olmadan da çok lezzetli oluyormuş. Eline sağlık.

– Afiyet olsun anne.

 

Advertisements

Ne yazsam

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s